|
|
|
Tarih : 27.07.2010 - 12:02:21 |
|
| Yazarımız İsmail Akbal, Yazar Bekir Coşkun’dan yola çıkarak Lozanı ve Kürtleri anlatıyor. |
|
|
|
“Niçin metreyi alıp gitmiyorsunuz, “Kürtleri Türkiye'den ayırmaya geldik” diye...Ki Kürtler sizi kovalasın...
Çocuklar taş atsınlar kafanıza...
Bir deneseniz göreceksiniz...
Dünyanın en büyük Kürt kenti İstanbul'dur; 3 milyon Kürt yaşar...
Kürtlerle Türkleri ayırırsanız, bir anda 35 bin şirket dağılır...
Kaç aile bölünür?.. Kaç yuva yıkılır...
Kaç milyon çocuk babasız ya da anasız kalır, bunların rakamlarını ise bilemeyiz...
Metreyi alıp giderseniz... Sizi vururlar...
Her Kürt'ün hayalinde bir gün İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e gitmek vardır...
Kürtler; oralarda hakları olduğunu bilirler...
Her iki Kürt'ten birisinin Batı'da akrabası yaşar...
300 bin Kürt genci, Batı kentlerindeki kolejlerde, liselerde, üniversitelerde okur...
Eğer onları söküp atmaya kalkarsanız; PKK'nın tersi KKP kurulur...
(KKP'nin açılışı nasıl olur bilemem; Kürt Kopmaz Partisi mi, Kürt Kaynaşma Partisi mi?..) Kürt gençleri dağa çıkarlar... Bence sadece bunları haykıracak, gereğini yapacak ciddi ve inandırıcı devlet adamlarına gereksinim var... Kendi ordusu ile polisini, hâkimi ile mahkemesini, doktoru ile hastanesini, eczacısı ile hastasını, marketi ile bakkalını, kentin varoşu ile merkezini, akademisyeni ile üniversitesini, dindarı ile Atatürkçüsünü, demokratı ile cumhuriyetçisini birbirine düşman eden bu arkadaşlardan beklerseniz; Türkler ile Kürtlerin bölünmezliğini... Türkiye'yi bölecekler...”
Yukardaki gerçekleri sade ve yalın bir dille anlatan Bekir Coşkun'un bu anlamlı makalesini sizinle paylaşmayı içtenlikle istedim. Çünkü: Bekir Coşkun Türk basınında kalemini onur ve haysiyetiyle eş tutan, tüm makaleleri toplumun birlik ve beraberliğini ve mutluca yaşamalarını savunan, saltık olmayan ender kalemlerden biridir.
Kürt sorunu Lozan başarısının 97 yıldan beri emperyalizmin haz etmediği, Türk ulusunun varlığını Sevr'e göre yeniden bölünüp parçalanmasının bir sorunu olarak devam etmektedir.
Lozan Antlaşması: Düveli Muazzama denilen sömürgeci devletlere karşı bağımsızlık ve egemenlik bayrağını göndere çekilmesidir. Bu anlamada sömürülen tüm dünya uluslarına kurtuluş yolunda, Sömürüsüz bir dünyanın kurula bileceğinin de örneğini oluşturmuştur.
Lozan'ın özelliği ve önemine ilişkin en objektif değerlendirmelerden biri, Anadolu daki ulusal direnişe başlangıçta hiçte olumlu ve objektif gözle bakmayan ünlü İngiliz Tarihçisi A. Toynbee'in şu sözleriyle belirtmiştir.
“ Hemen hemen her konuda Türk Ulusal İstekleri, Lozan'da Müttefikler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya, tarihte eşi olmayan bir olayla karşılaşmıştır: yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve Büyük savaşın bu galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydi”
İngiliz Tarih'çisine karşı da Mustafa Kemal yer yüzündeki bütün mazlum ulusların kurtarıcısı olarak, Lozan hakkında haklı ve samimi duygularını böyle ifade ediyor.
Bu Antlaşma (Lozan) Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme eyleminin çökertilişini anlatan bir belgedir” Osmanlı tarihinde benzeri bulunmayan bir siyasal zaferin eseridir.”
Mustafa Kemal
Lozan Konferansı, 21 Kasım 1922'de başlamış, Türkiye Cumhuriyeti adına İsmet Paşa Başkanlığındaki bir heyetle katılmıştır. Görüşmelerin tıkanması nedeniyle 4 Şubat 1923 günü kesilen Konferans 2,5 ay sonra 23 Nisan 1923'te yeniden başlamıştır. Uzun ve çetin görüşmelerin ardından 24 Temmuz günü taraflarca imzalanarak sonuçlandırılmıştır.
Görüşmelerin uzaması üzerine M. Kemal halkının önünde emperyalist güçlere Türk Ulusunun kararlılığını kesin bir dille belirtiyordu.
“Karşımızda konuşanlar hala eski Osmanlı Devletinin tarihe mal olduğunu ve bugün yine bir Türkiye Devletini kuran ulusun çok kararlı bulunduğunu ve artık bu ulusun tam bağımsızlıktan ve ulusal egemenlikten zerre kadar fedakârlık yapmayacağını anlamamışlardır.”
İşte bu direnç ve kararlılık sonucudur ki, sömürgeci güçler, sekiz ay süren zorlu görüşmelerin ardından Yeni Türkiye Devleti'nin kurulduğunu kabul etmek zorunda kalarak Lozan Barış Anlaşmasını imzalamışlardır.
Türkiye Devletinin varlığını emperyalist güçlere kabul ettiren ve tüm dünyaya duyuran Lozan Antlaşması; özgürlüğün, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin belgesidir. Can ve kan verilerek kazanılan bu antlaşma aynı zamanda 1. Dünya Paylaşım Savaş'ından sonra 20. Yüzyılın en uzun yürürlükte kalan tek anlaşması olup, bir ulusun yeniden doğuşunu belgeleyen anıtsa bir yapıttır.
Lozan Antlaşması, Düveli Muazzama denilen sömürgeci devletlere karşı bağımsızlık ve egemenlik bayrağının göndere çekilmesidir. Bu anlamda, sömürülen tüm dünya uluslarına kurtuluş yolunda sömürüsüz bir dünyanın kurulabileceğinin de örneğini olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş olayların gerçek yönünü ortaya koyacak görüntüden yoksun, belirsiz sürekli bir şekilde değişen gündemle ülke içindeki insanların bu olaylar karşısında akılcı ve gerçeği yansıtacak beyandan yoksun bir durumla karşı karşıyadırlar. Ana doluda devam eden bu belirsiz be geleceği nereye götüreceği olaylar karşısında halk betbin, küskün güvensiz bir birinden kuşku duyan bir toplum haline gelmesi emperyalizmin özlediği ve ülkede de kendini olaylarla gösteren devletin güçlerine karşı gelme bir iç savaş belirtisi görülür gibidir.
Mustafa Kemal'in Türkiye'si iç savaşa değil, iç barışa götürmek her türkün ulusal en önemli görevidir. “ Ülkenin ve devrimcilerin içerden ve dışarıdan gele bilecek tehlikelere karşı korunması için bütün ulusçu ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir.” Atamızın açık ve net olarak milli varlığımızın tehlikeye düştüğü an yukarıdaki buyruklarını yerine getirmek milli şuur ve reflekslere sahip her Türkün mutlaka bu buyruğun direktiflerini gözardı etmemelidirler.