Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde meydana gelen terör saldırısı sonrasında şehit düşen polislerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Türk Milleti’ne baş sağlığı dileriz.
Türk basınında son yıllarda değişen ve değiştirilen sermaye yapıları neticesinde talimatla çalışan, devlet kurumlarını yıpratmayı amaçlayan, beslendikleri kaynaklar şüpheli olan bir takım yayın organları türemiştir.
Beslendikleri kaynaklar da icazet aldıkları yerler de belli olan bu yayın organları kendilerine yeni hedef olarak “Ülkücüleri” seçmişlerdir.
Bu kapsamda Bursa İnegöl ve Hatay Dörtyol’da meydana gelen olayları, manşetlerine taşıyan; habercilikleri şüpheli, kaynakları çelişkili, haber dilleri provokatif, yayın politikalarıyla ‘terörü muhatap’ kabul eden, Türk Milleti’nden “TARAF” olmadığı aşikâr olan bir gazete, yine nesebi gayri sahih bir anlayışın tezahürü olarak “Ülkücüler” hakkında akla hayale gelmedik ithamlarda bulunmuştur.
Kamuoyunun da yakından takip ettiği söz konusu olaylar tamamıyla toplumsal bir sorundur. Bu sorunu görmezden gelerek, teşkilatımıza mensup hiçbir kişinin karışmadığı bu olaylarda Ülkü Ocakları’nı ‘suçlu’ ilan edebilmek, son derece düzeysiz ve en hafif manasıyla ‘alçakça’ olarak nitelendirilebilecek bir kara propaganda çalışmasıdır.
Bugüne kadar bölücü terör örgütünün eylemleri sonrasında, “bölücübaşını muhatap alın” gibi söylemleri yayın politikası haline getiren bir gazetenin, kim tarafından çıkarıldığı belli olmayan bir ‘provokasyon’ sonrasında ‘Ülkücüleri’ yaftalaması kabul edilebilir değildir.
Milletimizden “Taraf” olmayan bu gazete acaba hangi kaynağa dayanarak İnegöl’de yaşanan olayları “iç savaş provası” olarak nitelendirmiştir?
Dahası “Türk-Kürt çatışması” gibi tahrik edici ve ancak provokatörlerin üretebileceği ifadeler kullanılarak yapılan bu haberin yayınlanmasının ardındaki gerçek maksat nedir?
Attığı manşetlerle sayfalarını “iç savaş provası”nın sergilendiği bir podyuma dönüştüren bu gazetenin, Türkiye’ye “ateşten bir gömlek” giydirme gayreti içerisinde olduğu aşikardır.
Ülkü Ocakları’nı olması muhtemel çatışma ortamlarına çekmek isteyenler, yaptıkları yayınlarla zaten millet nezdinde ‘inandırıcılıklarını’ yitirmişlerdir. Bu noktada ülkemizde oynanan oyunlara yayınlarıyla çanak tutan bu zihniyetle hukuki mücadelemiz başlamıştır ve bu süreç devam edecektir.
Aziz millet varlığına yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı uyanık olan ve ülkemizin aydınlık geleceğinin mimarı olma azmindeki Ülkücüler, vatan müdafaası noktasında güvenlik güçlerinin yerini alacak ‘muadil bireyler’ değildirler, olamazlar.
Şu çok iyi bilinmelidir ki; “Ülkücü, Ülkü Ocakları, Milliyetçi” gibi kavramları yaptıkları ‘yalan’ dolu haberlerinde kullananlar bunun hesabını Türk Adaleti’ne vermekten kaçamayacaklardır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket, son dönemlerde her yanından sırtlanlar misali kendisine yapılan saldırıların ve amaçlananların farkındadır.
PKK saldırılarının son dönemde hızla tırmanması ve etnik bölücülüğün gemi azıya alması, Türkiye’nin milli birliğini ve varlığını hedef alan hain bir saldırı ile karşı karşıya olduğunu bütün çıplaklığı ile göstermiştir.
Türk Milleti’ni etnik temelde ayrıştırmak, 36 etnik gruba bölerek çatıştırmak ve parçalı bir millet ve devlet yapısı oluşturarak bölünmenin ve yok olmanın yolunu açmak amacını güden ihanet cephesi bütün unsurlarıyla ortaya çıkmıştır.
Bu şer cephesinin en büyük cesaret ve cüret kaynağı, PKK açılımı ile etnik bölücülüğün taşeronluğuna soyunan Başbakan Erdoğan ve hükümetidir.
Başbakan Erdoğan bu ihanet ve yıkım projesini pimi çekilmiş patlamaya hazır bir bomba olarak milli bünyemize bırakmıştır.
İnegöl’de yaşanan vahim gelişmeler, şahsi bir meseleden çıkan tartışmaların süratle etnik boyut kazanabildiğini, Başbakan’ın PKK açılımı ile Türk Milleti’nin toplumsal bünyesine soktuğu etnik mikrobun kontrolsüz bir tırmanışla çatışma ortamına zemin hazırladığını acı bir şekilde ortaya koymuştur.
Başbakan ve hükümetinin yaktıkları etnik fitne ateşinin Türkiye için doğuracağı çok vahim sonuçları hala göremiyor olmaları ibret vericidir.
İnegöl’de yaşanan olayları 12 Eylül 2010 referandum sürecine bağlayan İçişleri Bakanı’nın aymazlığı ve sorumsuzluğu bunun hazin bir göstergesidir.
Emniyet güçlerinin dört şehit verdiği gün bu açıklamayı yaparak referandum sürecinde bu gibi olayların beklenmesi gerektiğini söyleyen, Türkiye’ye en uygun bölünme modelleri aramayı öngören PKK açılımının da koordinatörü olan böyle bir İçişleri Bakanı Türkiye’ye yakışmamaktadır.
İnegöl’de yaşananlar etnik gerginlik ve tahriklerin süratle bir çatışma ortamına dönüşebileceğini göstermiştir.
Bu durum karşısında herkesi yüksek bir milli şuurla uyanık ve çok dikkatli olmaya; sükunet, sağduyu ve akıl yolundan ayrılmamaya davet ediyoruz.
Devlet güçlerini de görevlerini büyük bir dikkat ve titizlikle yapmaya çağırıyoruz.
İçinden geçmekte olduğumuz bu nazik dönemde Türk basınının da doğru haber vermesi ve gerginlikleri tahrik edecek davranışlardan kaçınmasının ahlaki bir zorunluluk olduğunu bu vesileyle hatırlatmak istiyoruz.
Anlaşılan odur ki, bu sancılı süreç önümüzdeki günlerde de devam edecektir. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde tansiyonun üst düzeye çıkmaya başladığı bu dönemde aziz milletimizi tekraren sağduyuya, yetkilileri de görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde herkesin üzerine düşen sorumlulukla hareket etmesi vatanı sevmenin asgari bir gerekliliğidir.
Türk Milleti’ni etnik temelde ayrıştırmaya, çatışma ortamına davetiye çıkararak bölmeye ve parçalamaya başta Başbakan ve PKK’nın uzantıları olmak üzere hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
Büyük Türk Milleti bu tuzağa düşmeyecek, her şart altında birlik ve beraberliğine, bin yıllık kardeşliğine sahip çıkacak, bu ihanet cephesine geçit vermeyecektir.
Başbakan ve hükümetinin, PKK’nın maşası siyasi bölücülerin ve bunların kanatları altında Türkiye’ye ihanet için seferber olan şer cephesinin bütün tahrikleri ve tezgahları boşa çıkarılacaktır.
Hiçbir güç Milliyetçi-Ülkücü Hareket’i kanlı bir kardeş kavgasının tarafı haline getiremeyecektir.
Her vesileyle Milliyetçi Hareket’i karalamak ve suçlamak için pusuda bekleyen hükümet yetkilileri, satılmış medya, PKK uzantıları hadlerini bilmeli, çizmeyi aşmamalı ve Türkiye’yi bölmeye çalışmanın cezasız kalmayacağını anlamalıdırlar.
Türkiye’yi bölmek ve Türk Milleti’ni ayrıştırmak için yola düzülen ihanet kervanındakiler, Türk Milleti’ne yapılan ihanetlerin tarihin hiçbir döneminde karşılıksız kalmadığını unutmamalıdırlar. Milliyetçi-Ülkücü Hareket, Türk Milleti adına, zamanı geldiğinde açmak üzere tüm yaşananları ve yapılanları not etmektedir.
Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun.
Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Ülkü Ocakları Muğla İl Başkanı
Eren AKDENİZ